Av. Nuri YILDIRIM
  17-11-2020 11:08:00

SİYANÜR FELAKETİ

                     SİYANÜR  FELAKETİ

Kelkit Havzası, Boğalı ve Sakarat yaylalarının, Akça, Kozlu, İverönü, Tokat ve Amasya’nın Erbaa ve Taşova ilçelerinin ve çevresindeki onlarca köyde siyanürle altın arama izni verilmek suretiyle çevresel felaketin önü açılmış adeta  bölgenin ölüm fermanı hazırlanmıştır. Bu nedenle bölge halkı büyük bir endişe duymakta ve  huzursuzluk yaşamaktadır. Şöyle ki;

 Maden projesi kapsamında, bölgede  sayısız ağaç kesilecek, başta Erbaa Ovası( Büyük Ova) olmak üzere verimli tarım arazileri büyük zarar görecek, ormanlar ve içme suyu kaynakları kirlenecek veya  azalacak, kuraklık artacak, eko sistem bozulacak ve üretim ve hayvancılık sekteye uğrayacaktır. Kısacası olası bir siyanür kullanımı sağlık ve çevreyle ilgili çok ciddi risklere yol açacaktır. Ancak maden faaliyetinin yarattığı çevre felaketi bununla sınırlı kalmayacak, Maden işletmeye açıldığında siyanürle yapılacak ayrıştırma faaliyeti, bölgede  çevre ve sağlıkla ilgili çok ciddi  sonuçlar doğuracaktır.

 Normlar hiyerarşisinde en üstte yer alan Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında çevre ve insan sağlığı ile ilgili açık ve bağlayıcı nitelikte  temel hükümler mevcut iken  siyanürlü maden arama sistemini bölgeye inşa etmek doğal hayata ve vatandaşın en temel hakkı olan  yaşam hakkına tehdit oluşturmaktadır.   

 

İşletme açıldığında altın çıkartıldıktan sonra ayrıştırma işlemine( 1gr.altının ayrıştırılması için yaklaşık dört ton civarında su kullanılmaktadır.) tabi tutulması gerekiyor. Bu işlem için hem  siyanürün taşınması ve  kullanılacak hale getirilmesi, hem de altının siyanür havuzlarında ayrıştırılması  halk sağlığını ciddi biçimde tehdit edecektir. Siyanürün insan ve çevre sağlığı açısından zehirli bir madde olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Kısa sürede kalp ve beyni etkileyerek koma ve ardından da ölüme yol açmaktadır.  Solunum güçlüğü, kusma, kan tablosunda değişim, baş ağrısı, tiroid bezinde büyüme gibi durumlar söz konusu olabilmektedir.

 

Belki tonlarca  cevher dinamitlerle patlatılıp işlenecek ve bir kısmı siyanür ile işlem görecektir. Siyanür işlemi sırasında sadece altın çözülmeyecek , ayrıca arsenik, antimon, kurşun, kadmiyum, krom gibi zehirli  ağır metal de çözülecek ve bölgeye zarar verecektir.

 

Altın madenciliğinin yapıldığı alanlar, bir zamanlar ormanlar ve temiz su kaynaklarına ev sahipliği yaparken, bu faaliyetten sonra kratere dönüşmüş dağlar, üzerinde canlıların yaşayamadığı araziler, kirlenmiş akarsu ve  göle dönüşecektir. Su kaynakları ise atık havuzlarından gerçekleşen sızıntılar, havuzların yıkılması, taşması ve benzeri kazalar ya da atıkların doğrudan nehirlere dökülmesi, asit maden drenajı gibi pek çok farklı süreçle birlikte kirlenecektir.

 

Bu kapsamda , bölgede  arama izni verilen  şirket  aleyhine  yer altı ve yer üstü suyuna verdiği zarar nedeniyle  ek bir su arıtma tesisi kurma, bir halk sağlığı  araştırması yapma ve diğer önlemleri alma yükümlülüğü  getirilmesi gerekmektedir. Altının çıkartılmasının ardından ise bölgede  derin ve geniş  açık çukurlar ve atık kitleleri oluşmaktadır. Genellikle yer altı su düzeyinden daha derinde olan bu çukurların aktif bir pompalama olmadığı sürece suyla dolup toksik özellik kazanarak  asidik göllere dönüştüğü bilinmektedir.

 

 

Doğada yaşayan  hayvanlar özellikle de bir dinlenme noktası arayan göçmen kuşlar ve diğer canlılar için   çekim alanı oluşturan toksik göller doğada var olan bir çok canlı türlerinin ölümüne veya neslinin tükenmesine  sebep olacaktır. Yörede yapılacak altın madenciliği sonucu tarımsal faaliyet de zarar görecek, üretimde verim ve kalite kaybı yaşanacaktır. Üzüm, yaprak, tütün, ceviz,  buğday ,pancar , sebze, meyve,  şeftali, elma ve kiraz üretimi  önemli ölçüde azalacaktır. Sonuç olarak Türkiye'nin tarımsal üretimine de  darbe vuracaktır.

 

 ‘Kapitalizmin’  kâr güdüsüne karşı  birlikte mücadele edilmeli ve  kâr/ kazanma  hırsı da azaltılmalıdır. Bu nedenle  toplumsal tepkimizi verirken hep birlikte gitmesek de, gezmesek de o köy bizim köyümüzdür demek suretiyle daha etkili ve daha samimi toplumsal sonuçlara ulaşmaya gayret etmeliyiz.  Ayrıca  üretilen altının;  şirketin harcaması,  devlete ödeyeceği pay, projenin kamusal kar/ zarar bilançosu, proje alanındaki tarımsal ürün kaybı da göz önüne alındığında  ülkenin kalkınmasına ve refah seviyesinin  yükselmesine çok büyük katkı sağlamadığı,  siyanürle altın işletmesi üzerinde  yapılan  çok sayıda bilimsel çalışmalar ile ortaya konulabildiği vurgulanmaktadır. Yani sorgulanması gereken şey “ Atılan taşın ürkütülen kurbağaya “değip değmediğidir.

         Sonuç olarak ideolojik ve siyasi düşüncesi ne olursa olsun herkesin  bölgenin doğal yapısının korunması ve doğal yaşamın tehlikeye girmesine engel olmak için hukukun temel ilkelerine bağlı kalmak suretiyle çaba göstermesi gerektiğine inanıyorum.  15.11.2020/ Av. Nuri YILDIRIM

 

  Bu yazı 491 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI