http://fon-word.com/
porno izle porno porn izle porno seks türbanlı porno
bahis siteleri kaçak bahis kaçak iddaa
Erdem Kaya
  18-09-2019 11:47:00

İÇİM ACIYOR İÇİM

İÇİM ACIYOR İÇİM

İçim acıyor içim…

Evet evet, yanlış anlamadınız, içim acıyor.

Öyle acıyor ki, hem de tarif edilemeyecek kadar.

Neden mi?

Çünkü doğanın da canı acıyor.

Toprak ananın siyanürle ciğerleri çürütülüyor.

Ülkemin güzelim ormanları katil ellerin ateşiyle yanıyor.

Yangın yerinde, karacalar, kuşlar, böcekler, canlılar kavruluyor.

Çocukken yüzdüğümüz, balık tuttuğumuz derelerinin suları hapsediliyor.

Yaban hayatta yaşayan canlıların su damarları kurutuluyor.

Kısaca halk istemese de, halkın hakları gasp ediliyor.

E böyle olunca benim içim niye yanmasın? Niye canım acımasın be kardeşim?

Çünkü bu memleket benim, bizim, doğacak yavrularımızın.

Onları düşündüğünüzde, peki sizin içiniz hiç yanmıyor mu?

Siyanürle kavrulmuş kuma dönmüş verimsiz topraklar, hektar hektar yanan güzelim ormanlar, kurumuş bir damla su kalmamış ırmaklar, sizin hiç canınızı yakmıyor mu?

İçinizi benim gibi acıtmıyor mu be kardeşim?

Bu ne zalimlik, bu ne acımasızlıktır böyle anlayamıyorum?

Ülkemin her köşesi sadece para getiren bir mülk olarak görülüyor hale geldi.

Oysa bu toprağı vatan sayanlar, canlarını kanlarını hiç gözlerini kırpmadan feda ettiler.

Bunun için mi? Birileri kazansın ama ne olursa olsunlar içinmiydi bunca mücadele?

Elbette hala bu ülkeyi seven, vatan bilen evlatları var onların. Sonuna kadar müdafaa etmeyi kendilerine görev edinmiştir. Bu böyle biline.

Bu güzel vatana yazık etmeyin. Kıymayın dede yadigârı topraklarımıza ey para para diye gözü dönmüş faniler.

Bir gün siyanürle kavurduğunuz o topraklara gömecekler ölünce sizi. İşte o kavrulmuş topraklardaki canlılar gibi sizin soğuk bedeninizde kavrulacak ve ruhunuz hiçbir zaman huzur bulmayacak.

Bulmasında zaten.

Bu nasıl iştir arkadaş? Nerede güzel bir doğa harikası var, hemen oraya birileri çörekleniyor. Orayı elde edene kadar uğraşıyor ve sonunda orayı ele geçirip doğayı katlediyor.

Tatil beldesi, adı altında lüks oteller inşa edip sözde çevreyi geliştiriyoruz derken, güzelim doğayı katlediyorlar. Sonra yaptıkları otel yetmiyor, hemen yanına yeni oteller inşa ediyorlar, birde bakmışsınız o bölgeyi komple ele geçirmişler.

Ya bu tarz insanlara dünyayı verseniz doymaz zaten. Oradan kazandıkları parayla gidip gözlerine kestirdikleri başka bir doğa harikasını yok etmek için kolları sıvıyorlar. Çünkü kazanmanın sınırı yok. Bu bir hastalık, bu onların kanına işlemiş bir virüs, o virüs onları kemiriyor, onlarda bizim iliklerimizi.

Yeryüzü onların midesini, gözünü doyurmaya yetmemiş birde birileri yer altındaki kaynaklara göz dikmişler. Bu kaynakları çıkarıp servetlerine servet katmak için her yol onlar için mubah hale gelmiş. Canlı cansı ölmüş umurlarında değil. Ölen ölmüş kalan sağlar bizimdir deyip, kene gibi kan emmeye devam ediyorlar.

Artık sosyal medyada güzel bir manzara resmi, akarsu dere resmi paylaşmaya korkar olduk. Çünkü birileri çıkıyor işte burayı istiyorum diyor ve o güzellik bakıyorsun bir sene sonra ya yanmış yıkılmış oluyor. Yetkililer; yanan ağaçlar yerine bilmem kaç tane fidan dikilecek diye boy boy demeçler veriliyor. Aaa birde bakıyorsunuz ki, o fidanların yerine birkaç ay sonra çok katlı lüks oteller dikip birilerine peşkeş çekilmiş orası. O demeçleri hepimiz unutuyoruz ve umursamıyoruz nasılsa.

Biz cahiliz ya, bilmiyoruz bir şey. Anlamıyoruz, safız çünkü.

Gelişmek bumudur beyler? Çevreyi geliştirmek bumudur?

Doğayı katledip birkaç kişinin cebini doldurmak mıdır bütün mesele?

Kalbi durmuş bir adamı hayata döndürmek için, yaşayan başka bir adamın kalbini söküp, ölü adama takıp, onu hayata döndürmek midir çözüm?

Ya kalbi sökülen adam o ne olacak? Sizinkisi ölüden can yaratmak değil, diriden ölüm yaratmaktan başka bir şey değil.

Sizi bilmeme ama bunları düşündükçe benim gerçekten içim acıyor. Canım yanıyor.

Çocukluğumuzda karşıdan karşıya geçmekte güçlük çektiğimiz gürül gürül akan ırmaklar kurumuş, yerinde sadece izi kalmış. Yani doğanın damarlarını kurutmuşlar. Bir annenin süt damarları kuruyup nasıl bebeğine süt veremezse, doğanın damarları kuruyunca da kurda kuşa su vermez.

İşte durum tamda böyle şu anda. Damarlarımızı kuruttular.

Birileri çıkar uğruna güzelim memleketimizin doğasını katlederken buna göz yumanlarda suç ortağıdır. Özellikle Tokat’ımızın o kadar nadide bir güzelliği var ki, görmeye doyum olmaz.

Gelin kim yaparsa yapsın, nasıl yaparsa yapsın, eğer bu zarar memleketimize ise hepimiz elbirliği yaparak buna müsaade etmeyelim.

Tokat milliyetçiliği yapan birçok insan nedense bu doğa katliamlarına sessiz kalıyor. Bunun vebali büyüktür. Yarın çocuklarınız torunlarınız bunun hesabını size sorar.

Eğer siz, özellikle büyük şehirde yaşayanlar, memleketinize sahip çıkmaz, bu doğa katliamlarına dur demezseniz, ilerde çocuklarınızın gideceği doğa harikası memleketinizden geriye hiçbir şey kalmayacak.

Görsel estetiği kalmadığı için çocuklarınız artık Tokat’a gitmeyecek ve memleketini yok sayıp unutacak. Yarın torunlarınız biz Tokatlıyız demeyecek beyler, demeyecek.

Gerçek acıdır ama gerçektir.

Bu yazıyı okuduktan sonra bana kızanlarda olacaktır elbette. Kızsınlar. Tokatın sevdalısı bir Tiyatro sanatçısı, Bir yazarı, bir evladı olarak elbette sorunlarına dikkat çekeceğiz.

Son olarak; memleketin menfaatini istemek, memleketin doğal güzelliğini korumak asla suç değildir. Bu memleket sevdalısı olan herkesin asli görevidir.

Ne kadar bana kızsanız da, bu gerçekleri savunmak sizin de görevinizdir.

O zaman görevimizi yerine getirelim ve memleketimize sahip çıkalım.

Nazım Ustanın da dediği gibi; Bu Memleket Bizim.

Saygılarımla.

 

06/08/2019 Erdem KAYA

  Bu yazı 489 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI