Prof.Dr. Ertuğrul Yaman
  12-01-2020 21:17:00

TÜRKİYE’NİN YÜKSELİŞİ İÇİN!..

 

 

 

TÜRKİYE’NİN YÜKSELİŞİ İÇİN!..

Prof.Dr.Ertuğrul YAMAN
(eyaman60@gmail.com)

        
           Türkiye’nin Hassas Konumu

Üzerinde yaşadığımız topraklar, Dünya’nın en gözde coğrafyasıdır! Ilıman iklim kuşağında yer alan Türkiye, birçoklarının iştahını kabartmaktadır. Nitekim; ülkemizin kuzeyindeki ülkeler soğuktan donarken güneyimizdeki ülkeler sıcaktan kavrulmaktadırlar. Dört mevsimin aynı anda yaşanabildiği bu cennetvari ülkeyi bizlere nasip eden Rabbimize ne kadar şükretsek, ve bu toprakları bize vatan yapan ecdadımıza ne kadar minnet duysak azdır.   Böylesine hassas bir coğrafyada bize düşen; her şeyden önce çatışma değil, uzlaşma olmalıdır. Sevgi, saygı ve dayanışma içinde çok çok çalışmamız gerek! Bu topraklarda esenlik içinde yaşayabilmemiz için, tek yürek olmak, keyfiyet değil, mecburiyettir! Zira, bizi bu topraklarda rahat bırakmazlar! Ortak ideallerde birleşen Türkiye’nin yükselişe geçmesi, tam bağımsız ve hür yaşaması en büyük hedefimiz olmalıdır. 
            Kader Ortaklığı

Millet; geçmişte ortak hatıraları, gelecekte ortak idealleri olan topluluk demektir. Bu ülkede yaşayan herkes bu yönden kaderdaştır. Coğrafyamız ve vatanımız; ortak kaderimizdir. Allah korusun, bu mübarek topraklara bir kez düşman ayağı bastı mı kimsenin etnik ve dinî kökenine bakmaksızın toptan namusunu, değerlerini, kutsalını kısacası bizlere ait ne varsa hâk ile yeksân edecektir. Bu gerçeği, bu ülkede yaşayan herkesin tüm zerrelerine kadar öğrenip bilip idrak etmesi zarurettir. Bu bakımdan, ayrışan noktalar üzerinde değil, ortaklaşan değerler üzerinde uzlaşma sağlamak zorundayız. Aksi takdirde, bizi bu topraklarda yaşatmazlar! Türkiye’de huzur içinde yaşamak için: sevgi, saygı, hoşgörü, dayanışma gibi eşsiz değerlerimizi güçlendirmek ve yaşatmaktan başka çaremiz yoktur.

Türkiye’de yaşayan herkes, sözde süper güçlerin mesajlarını iyi tahlil etmelidir. Ülkemizin ekonomisi ve milletimizin kardeşliğine kimlerin kastettiği alenen beyan edilmektedir. Müslüman ümmeti ve Türk milleti vasfımızla, bize karşı yükselen kin ve nefret karşısında bir ve beraber olmak, hem aklın gereği hem de coğrafyanın zaruretidir. Tarihî düşmanlıklarla uykuları kaçan medenî dostlarımız, bizi bir yandan ekonomik olarak çökertmenin tuzaklarını kurarken öbür yandan da etnik tuzaklarla bizleri birbirimize düşürebilmenin hayallerini kurmaktadırlar. Bu ekonomik ve etnik tuzağa düşmemek gerekiyor! Nitekim, geçmişimiz ve geleceğimiz birdir. Kaderimiz ortaktır ve aynı ipe bağlıdır!

İşin Başı Sevgi

Cennet ülkemiz Türkiye’de huzur ve refah içinde yaşamanın en başta gelen şartı, yeniden sevginin gücünü keşfetmektir. Sevgi, öyle yüksek bir güçtür ki onun karşısında dağlar-taşlar paramparça olur, demir erir, sular donar. O bakımdan hepimizin geleceği için yeniden birbirimizi karşılıksız sevmeyi, her şeye rağmen sevmeyi denemek zorundayız. Çünkü; birbirine sevgiyle kenetlenmiş bir toplum, her türlü ordudan daha güçlüdür. Zira, başka yolumuz da yoktur. Aziz Vatanımızın her köşesinde yaşayan herkes, içine düşürüldüğü nefret tuzağından bir an önce kurtulmak ve yeniden ve yeniden taptaze sevgilerle birbirimizi kucaklamak zorundayız. İçimize sokulan tefrika tuzağını paramparça edip tuzağı kuranların yüzüne fırlatmak için daha ne bekliyoruz? En büyük sermayemiz sevgimizdir. Küçücük minicik farklılıklar yerine, azamî müştereklerimizi masaya çıkarırsak, hiçbir güç bizim karşımızda duramaz! Bunun en tatlı yolu sevgidir sevgi!

Saygı ve Hoşgörü

Bu ülkede huzur ve esenlik içinde yaşamak istiyorsak; hepimiz, öncelikle ortak yaşama sanatını özümsemek ve hayata aktarmak zorundayız. Şartlar ne olursa olsun, birbirimize karşı saygılı ve hoşgörülü olmak, bizi ülke ve millet olarak daha müreffeh ve güçlü kılar. İç çekişmelerden arınmış, birbirleriyle saygı ve hoşgörü çerçevesinde ilişkiler kuran bir toplum, sadece huzuru yakalamakla kalmaz; aynı zamanda, sosyal dayanışma kurallarını da işletir, ülkesi ve milletini için gece gündüz demeden aşkla şevkle çalışır. Böylesine üstün duygular içinde yaşayan bir toplumda, bırakınız ekonomik sıkıntıları, her bakımdan gelişme, ilerleme ve yükseliş söz konusu olur. İşte, bugün bizim en önemli ihtiyaçlarımızdan birisi budur: Şu güzel ülkede insanca ve kardeşçe yaşamak için saygı ve hoşgörüyü ana ilkelerimizden birisi yapalım. Kimse, kimsenin özeline karışmasın, kimse kimsenin özeline dil uzatmasın, en önemlisi de kimse kimsenin hayatına müdahale edip rahatsız etmesin! Tam aksine; ortak değerlerimize, bireylerin ve kitlelerin özel tercihlerine saygı duyalım, farklı hayat tarzlarını anlayışla karşılayalım, bize uygun gelmeyen tarafları da hoş görelim! En önemli kuralımız şu olsun: Kimse kimseyi asla rahatsız etmesin! Özel sınırları ihlal etmeyelim!..

Aileye Özel İlgi!

Aile, toplumun kilit taşıdır. Toplum kesimlerini birbirleriyle bağlayan yegâne yapı ailedir. Ülke ve devlet olarak insan ve aileden daha önde gelen işimiz olamaz. Her işten önemlisi; ferdin, ailenin ve milletin huzurudur. Bilhassa, aile huzuru ve birlikteliği için ne gerekiyorsa yapılmalıdır!. Bugün Türkiye’de aile yapımız, büyük bir tehdit altındadır. O sebeple, bilhassa aile kurulurken başlangıçtaki tutum, davranış ve ilişkilere dikkat edilmelidir. Ailenin temelinde sevgi, saygı, hoşgörü, anlayış vb. değerler yer almalıdır. Temelleri sağlam atılan bir aile, hem aile bireyleri hem de toplum için önemli bir yapı taşıdır. Türkiye’nin yükselişinde aile kurumuna özel bir değer ve önem atfedilmelidir. Aileler sağlam temeller üzerine bina edilmeli, boşanmayı özendiren sebepler ortadan kaldırılmalıdır. Nitekim sağlam aile sağlam toplum, sağlam toplum ise yükseliş demektir!..

Eğitime Değer!

Ülkemiz; yer altı ve yer üstü birçok kaynakları bakımından zengin ve ayrıcalıklı bir ülkedir. Ayrıca; kıtalar arası önemli bir jeopolitik konuma sahiptir. Bütün bu ayrıcalıklara rağmen, Ülkemizin bu kaynak ve üstünlüklerden yeterince yararlandığı söylenemez. Bizce; bunun ana sebebi; “Beşerî Sermaye” diye ifade edilen yetişmiş insan kaynağındaki eksikliktir. Bunun arka planında ise, eğitim sisteminin hâlen tam olarak oturmamış olması yatmaktadır. Uygulamada okulların iki temel görevi vardır: Birincisi, milletlerin tarihî süreç içerisinde oluşturdukları değerleri ve millî kültürü nesillere aktarmaktır. İkincisi, Ülke’nin geleceğini tayin eden nesilleri nitelikli bireyler olarak yetiştirmektir. Bunun gerçekleşebilmesi için de dünyanın ve ülkenin 40-50 yıllık geleceğini görmek,  geleceğin dünyasını öngörmek gerekmektedir. Günümüzde endüstri 4.0 ve yapay zekâ konuşulurken bizim hem bugünü hem de geleceği planlamamamız artık bir zorunluluktur. Bu bağlamda; meslekî/teknik eğitimi yeniden yapılandırmamız şarttır. Özetle; kısa vadede nitelikli insan yetiştirmek; öncelikle üretim sektörümüz (tarım, sanayi ve hizmet sektörleri) için çok önemli bir ihtiyaçtır. Uzun vadede; bütüncül bir bakış açısı ve eğitim yoluyla toplumsal değişim ve dönüşüm konusu ise, Ülkemizin kendi değer yargıları temelinde çağdaş dünyayla eklemlenmesi; diğer bir söyleyişle bir değişim ve dönüşüm yaşaması zamanın ruhuna uygun olup milletin ve devletin bekası için artık bir zarurettir. Bütün bunların yolu da eğitim-öğretimden geçmektedir.

Düzenli Okumak!

Gerçek bilginin en güvenilir kaynağı, sadece ve ancak kitaplardır. Öğrenmenin en sağlam yolu ise, okumaktır. Okumayan ve öğrenmeyen insan, kuru bir ağaca benzer. Okuma alışkanlığını kazanmış olan bireyin duyguları nazikleşir; beyni etkili kullanma melekeleri gelişir. Okumanın yararları saymakla bitmez: Her kitap, yeni bir dünyadır, keşfedilmeyi bekler. Okuduğumuz her kitap, bizi başka dünyalara taşır. Okumak, insana özgüven kazandırır. Okumak, insanı zararlı insanlardan ve alışkanlıklardan korur. Okumak, bireylerin problem çözme, karar verme, planlama, yeni fikirler üretme ve fikirlerini yayma, duygusal zekâsına katkı sağlamada ilaç gibidir. Okumak, empati kurabilmek, kendi kararlarını verebilmek, yaşına uygun olgunlukta davranabilme kabiliyeti kazandırır. Okuma alışkanlığı, aslında her derdin devasıdır. İnsanı hak ve hakikate götürür. Millet, vatan, bayrak, devlet duygularını güçlendirir. O hâlde milletçe kitap okuma kültürünü kazanmak, gerçek bilgiye ve kitaplara en üstün değeri vermek, yükseliş için önemli adımlardan birisidir. Elimize tutuşturulan sözde akıllı telefonlar, pek yakında aklımızı başımızdan almadan yeniden okumaya dönmek an akılcı yoldur.

Tarım ve Hayvancılık

Türkiye, ılıman kuşakta yer almakta olup muhteşem bir iklim yapısına sahiptir. Ülkemiz; toprağı, güneşi, rüzgârı, su kaynakları ile tarım ve hayvancılık açısından son derece uygun bir kapasiteye sahiptir. Türkiye coğrafyası hemen her türden meyve ve sebze yetiştirmeye müsaittir. Hatta yılda birkaç ürün alabilen bölgelerimiz de vardır. Ekim-dikime bu kadar uygun olan ülkemiz, orman zenginliğiyle birleştiğinde, hayvancılık için de harikulade bir imkân doğmaktadır. Bütün bu üstünlüklere rağmen, tarım ve hayvancılığın bırakınız ilerlemeyi geriye gitmesi düşündürücüdür. Bu hususta Devletimizin büyük gayretleri olduğu bilinmektedir. Bu hususta resmî makamların daha fazla gayret göstermesi, üretime dönük tedbirler alınması ve kırsalda yaşayan vatandaşların da kolektif ruhla ve modern teknolojiyle donatılması zarurettir.

Türkiye’de tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi için, öncelikle köylerden kentlere göçün durdurulması, köylerde ortak yaşama ve birlikte çalışma ruhu yükseltilmelidir. Akabinde, en önemli adım olarak yabancı ürün ithaline kesinlikle son verilmelidir. Cennet ülkemiz, esas itibariyle bir tarım ve hayvancılık ülkesidir. Bu gerçeği asla unutmamak lazımdır. Sanayileşme planlamaları yapılırken tarım ve hayvancılığa dayalı olarak düşünülmelidir.  

Çok ve Planlı Çalışmak!

Ülkemizi şaha kaldıracak en önemli alışkanlıkların başında çok ve planlı çalışmak gelmelidir. Çalışmadan, terlemeden kazanmak ve refaha ulaşmak mümkün değildir. Hepimiz; kendimiz için, çocuklarımız için, geleceğimiz için ve ülkemiz için ayrı ayrı çalışma süreleri ayırmak zorundayız. Kolaycılığın tavan yaptığı zamanımızda egemen düşünce ne yazık ki şudur: Çalışmadan zengin, sevmeden âşık, gezmeden seyyah ve savaşmadan kahraman olmak! Kulağa ne de hoş geliyor. Ancak; planlama yapmayan ve çok çok çalışmayan ülkelerin ayakta kalması artık imkânsız denecek kadar zorlaşmıştır! Bütün gücümüzle çalışmak, ataletten kurtulup atılım yapmak artık mecburiyettir!

Üretim Şart!

Türkiye’nin yükselişinde en kritik basamak, hiç şüphesiz üretimin arttırılmasıdır. Nitekim, üretim olmadan ekonomik döngüyü sağlamak mümkün değildir. Toplumun tüketime teşvik edildiği, reklam ve gösterişin yükseldiği günümüzde, her şeyden önce, tüketim çılgınlığına bir son vermek ve devamında üretim için tüm gayreti ortaya koymak, yükselişin anahtarıdır. Tüketen Türkiye’den üreten ve hatta dışsatımı hedefleyen bir Türkiye geçmek için tüm aklımızı ve gücümüzü birleştirmek zorundayız. Üretmeden, sadece tüketim yapmak, bizi arzu edilmeyen sonlara götürebilir! Kesin ve kestirme çözüm; üretmek, üretmek, üretmek!

İsrafı Kes, Tasarrufa Geç!

Ülkemizin yükselişinde üretim kadar, tasarruf alışkanlığı da hayatîdir. Tasarruf kültürüne giden yolda ilk adım, israfı kesmek olmalıdır. Boşa yakılan tek bir kibrit çöpü, buruşturulup atılan bir kâğıt parçası, boşa akıtılan bir damla su bile millî servettir. Önce bu bilinci ve alışkanlığı kazanmak/kazandırmak zorundayız. Dünya’da geri dönüşüm ekonomisinin başlı başına bir sektör olduğu bir zamanda, bizim de bu yönde çalışmalar ve eğitimler yapmamız gerekir. İsrafın en aza indirildiği, tasarrufun özendirildiği bir Türkiye, yükselişe hazır demektir.

Tasarım ve ARGE

Eğer ülkemizin insan kaynağı doğru kullanılacak olursa, bırakınız yükselişi Türkiye uçuşa geçecektir. Bunu gerçekleştirebilmek için genç beyinlerin düşünce gücünü ve tasarım kabiliyetlerini harekete geçirmek gerekiyor. Bunun yolu da gençlere fırsatlar sunmak üzere, ARGE faaliyetlerine ağırlık vermektir. Gençlerimize imkân sunmak ve ARGE için kaynak ayırmak, aynı zamanda ülkemizin geleceğini de tasarlamak anlamına gelmektedir.

Değerlendirme ve Sonuç

Türkiye; gerek ekonomik sermaye, gerek beşerî sermaye ve gerekse pozitif- psikolojik sermaye açısından üstün potansiyellere sahiptir. Önemli olan bu sermayeleri ortak akılla, kolektif ruhla ve üstün bir gayretle işleyebilmektir. İç çekişmelerden arınmış, tefrikadan kurtulmuş, topyekûn çalışma ve kalkınmaya odaklanmış bir Türkiye, yükselmeye ve uçmaya hazır demektir. Yukarıdan beri sıraladıklarımız yerine getirilirse, Türkiye, Müslüman Türk Milleti’nin ebedî vatanı olacaktır. Geçmişimiz bir geleceğimiz bir, kaderimiz bir. Aklımızı ve gönlümüzü de bir eyleyelim! “Bir” olanlar kazanır!

Sözlerimizi bir temenniyle bitirmek istiyorum:


“Allah birdir; emrine boyun eğer,

Onun yolunda bir olmaya değer.

Aklımız, fikrimiz baştaysa eğer,

Ayrılık gayrılık yoktur bize meğer.”

 

  Bu yazı 514 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI